31 Temmuz 2008 Perşembe

yalıkavak is at sleep

iskambil kağıtlarını yumuşatmış, evdeki bilimum değişik enstrümandan sürreel sesler çıkarmış bir şekilde sevgili ramones ağabeylerden bir şarkıyı ters çevirip söylüyorum -bu şarkı benden tüm İngiliz gençliğine gitsin-: sweet little boy, i wanna be your girlfriend (insert some kinda "hassstasıyım üleyn" here)

K.k.K.k.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Packin' (yeah, not backpacking but unfortunately, just packing) to Bodrum

Evvet efendim, bendeniz, yine can sıkıcılığın doruklarında bir yazıyla geleceğin maceracı haberci, nat. geo. editörü t. pörsınımın postlarının yanında sırıtmaktayım. Daha yeni döndük, amanin amanin demişken, üç harfliye kimi arkadaşların tabiriyle pabucunu ters giydirmenin (tabi biz ilk 25bine gimeyi bi dıt sanıyoruz kendi küçük dünyamızda) zafer sarhoşluğunu üstümden atamamışken yine, yeniden Booodrum, Boodrum diyerekten kendimi yollara atmaktayım. Küçük kardeşime vakt-i zamanında -hormonal dengemin alt üst olduğu bir an olsa gerek- "söz abla-kardeş tatile gitçez ablacım, hele şu üç harfliyi bi atlatayım!" diye bir vaatte bulunmuşum ki kazandığımı duyar duymaz "tatiiil de tatiiil, çıldırıcaaam!!!!" diye üstüme atladı kerata! Neyse yani sayın okuyucu bir kez daha anaç emosyonlarımın kurbanı oldum!
Öte yandan, Bodrum'un sevgili Bodrum crew'ümüz olmadan, "Eğğğrdiiğğğğnnçç!" diye anırmadan, hasssstasıyım üleyn yapmadan, kumsal girişinden otele girmeden, balkonda balkona nesne atışmadan, dicey abiden şarkı istemeden, patlamayan apandisitler olmadan ASLA Bodrum olmayacağını, buradan "ehieyyhhğğ!" isimli asla kotaramadığım ağlama efektiyle bildirmek isterim.

the k.k.k. took my baby away

"Hadi Joker, olalım!"

"Aaablaaa, hadi ben bavulumu hazırladım, sen daha hazırlamadın mııığğğ?"

BTW: T. pörsınım, drop the act mate, italik falan, sade takıl, ne demiş atalarımız: "les iz mor!" türkçesi: "artislik yapma len!" veyahut: "hareket yapma, hareketin kralını yaparım!"

27 Temmuz 2008 Pazar

Homecoming

Tabii şimdi ben oraya sanki daha bu sabah altı civarı dönmüşüz gibi homecoming diye başlık attım fakat olmayan okuyucumuz sakın ha yanlış yorumlara doğru yelken açmasın, zira yalnızca on veyahut on iki gün kadar tatildeydik. Ama aklımız hala bırakıp geldiğimiz yerde, orası ayrı. Aah ah..Eherm, herneyse.
Döneli bir haftadan fazla olmasına rağmen hala bir post-tatil sendromu geçiriyor olmam gerçekten şaşırtıcı ama bunun üç harfli sınav müsveddesi kardeşimizin hala peşimizi bırakmamasıyla yakından veya uzaktan ilgisi olabilir. Öte yandan Bodrum'da bir süre boyunca 7/24 kübü in dı sıkay vit daymınds ley ley lübü lübü şeklinde seyreden hayatımızın İstanbul'a dönmemizle beraber U dönüşü yaparak bizi ters köşeye yatırması, hatta afallatması, hatta ve hatta güzelim İstanbul'dan bile soğutması oldukça kalleşçe bir durum. Zaten döndüğümüz sabah şakır şakır yağmur yağması ve son otobüse binerken otogarda adamın tekinin bardağını (plastik) BEŞ yetaleden kakaladığı imamın abdest suyu çaylar hiç hayra alamet değildi.
Ama dönmüş bulunduk bir kere diyor, ve önümüzdeki istikametlere bakıyoruz, mesela: Hopa!? Evet belki biraz radikal bir seçim, özellikle Bodrum ve Foça'dan sonra, fakat neden olmasın ki. Yaylaya çıkmak ve yaylalarda kalakalmak şu sıralar tek hayalim.
Bu arada eğer şu hayatta bir feedback yapmak gerekirse, sevgili pek kıymetli blogmeytim Kübü aka Gubura, az önce bahsi geçen üç harfli sınav müsveddesinin tabiri caizse taaaa..... ehm, yani daha doğrusu sadece bir taraflarına koymuş (parental advisory explicit content) ve GSÜ Uluslararası İlişkiler olarak nam salmış bölüme birincilikle (1) girmiştir. Kendisine buradan OHA, ÇUUUŞ ve TEBRİKLER yolluyor, kariyerinin ilerleyen safhalarında son derece başarılı bir şekilde değişik uluslardan insanlarla ilişkiye girmesini temenni ediyoruz.
Öte yandan, yine bu blogda gelişigüzel çızıktırmakta olan ben, az önce bahsi geçen üç harfli sınav müsheddesi tarafından haşin bir şekilde afallatılmış, hayatımın kaydırılmasına engel olamamışımdır. Ama olsun, bu iştede elbet bir hayır vardır! diyerek psikolojide inkar olarak geçen davranışı sergiliyor, istesem Sabancı'da Mekatronik Mühendisliği okuyabileceğimi hatırlatarak hem kendimi avutuyor, hem de hayat şartları ne kadar ironik lan diye eşzamanlı olarak ufka doğru düşüncelere dalıyorum. (Bu arada Sabancı'nın laboratuvarlarından birinde kolsuz kafasız kötürüm bir şekilde terkedilmiş olan robot, kalbim hala seninle ve sana sevgiler yolluyorum.)
Velhasıl, belki Transformers izleyip akabinde utanmadan Optimus Pıraym çok tatlıııı diye bir hafta ortalıklarda gezinmemle bir ilişiği olabilecek bu kariyer idealimde tutunamayacağım çok açık elbet. (Nedense babam ciddiye alarak galeyana gelip, ama sana göre değil ki! yorumu yapmıştı ama kamuoyunun beni tanıyan ve bilen geri kalanının zaten kinaye yaptığımı ayrıca belirtmeme hiç mi hiç ihtiyacı olmadığından hiçbirşeyden olmadığım kadar eminim.)
Daha ciddi olmak gerekirse, 1 puan gibi komik bir ayrıntıyla hayatımı kaydırdıktan sonra (katılıyorum, hep öyledir) ister istemez oldukça kaderci bir kişilik yapısına büründüm. Bu yeni benimsediğim davranışın etkilerini hala yapmamış olduğum tercih listemde gözlemleyebilirsiniz. Ama tabii ki stres dert tasa vebenzerini yapmaya müsait olmayan bir bünyeye sahip olan şahsımın, öseyemenin gelecek planlarımla arama girmesini, üstelik sadece sıradan bir 'gençle hayalleri arasına girme vakası' olarak değil, 1 puanla 3000 kişi düşürmek suretiylen ayar da vermesini geri de bırakarak yeni okazyonlara doğru yelken açması uzun sürmedi. Annemlerin bana kararlı bir şekilde yol vermesi ve beni Fransa'ya postalama çabalarına rağmen, ne varsa İstanbul'da var beağ! şeklinde galeyana gelip doğduğum büyüdüğüm ve tek bildiğim yerde ikamet etmeye devam etmenin akıllıca ve yerinde bir seçim olduğunda karar kıldım. Sonuç olarak, gurbette yorgun düştüm be ceylan olmaya hiç niyetim olmadığını buradan merakla bekleyen bir kısım arkadaşlarıma duyurmaktan mutluluk (ve şüphe) duyarım. Gitmiyorum ulan, gitmiyorum! Dediniz dediniz gitmiyorum (diyenler kendini bilir), hem de sırf sizin yüzünüzden ulan! Bırakamam ulan ben sizi, hassssssstayım oğlum size!
Tabii Fransa'da beni bekleyen potansiyel bir eğitim şansını elimin tersiyle iterken bir yandan da ulan okumak lazım diye de aklımdan geçmiyor değildi, dolayısıyla kontenjanı benim gibi bahtsız bedevi kader ortağı gençlerle dolmuş yurdumun özel üniversitelerini ister istemez benimsemek zorunda kaldım ne yalan söyleyeyim. Olsun ya bu kadar insan yanılıyor olamaz gibi mantığa pamuk ipliğiyle bağlı ya da bağlı bile olmayan bir argümanla yola çıkarak kendimi Sabancı'ymış, Bilgi'ymiş ne varsa attığım şu günlerde Bilgi Üniversitesi, Medya ve İletişim Sistemleri olarak yaşamını sürdüren bölümünün, birbirinden gözyaşartıcı derslerden oluşan ders programı ve seçmenin imkansız olduğu seçmeli dersleriyle, en önemlisi SANTRAL'iyle öne çıkmaktadır. Hatta ve hatta gönlümü çalmıştır bu bölüm, ey olmayan -bir türlü olamayan okuyucu! Medyakronik'iyle, Nat Geo'dan elleriyle getirtip ders verdirttiği hocalarıyla çalmıştır!? Ben de inanamıyorum ama öyleymiş. Hele o SANTRAL yok mu, o ne tilkidir ooo! kalıbını kullanmak için var sanki. Herkeslerçe yere göğe sığdırılamayan Sabancı'nın inorganik, soğuk ve çakma tatilköyü kıvamındaki kampüsünden çok çok daha başarılı.
Uzun lafın kısası, sanırsam hayatımın kayması da iyi bir şey olabilirmiş bazen. Belki dinayıl, belki değil.
Ayrıyetten, sabahın köründe gazete eşliğinde yapılan kahvaltıların hassstası Nisocan'ın da aynı üniversiteyi gözüne kestirmiş olmasına hasstayım ben. Hem ben zaten Nisocan'la yine aynı okula gidebilme ihtimalini sevdim.

PS: Mekatronik mühendisliği benim için bir uktedir, sonsuza kadar öyle kalacaktır ve varlığını sürdürecektir.
PS II: Buna rağmen Mekatronik kelimesi tarafımdan inatla telaffuz edilememekte ve bu durum mesleğe gönül vermiş olduğumu ispatlamaya çalıştığım kişilerde şüphe uyanmasına neden olmaktadır. (Ben mekatıron mühendisiyim ben megatıronik mühendisiyim ben me.. şeklinde liste uzar)

t

ps III ve beraberinde gelen özeleştiri: Ne zaman ve neden Tuna Kiremitçi tarafından başı çekilen, bir grup kelimeleri bold veyahut italik yazma ekolüne kapıldım bilemiyorum. Ama emercensi kübüsü bu duruma bir el atsın bence.

4 Temmuz 2008 Cuma

By the sea, with the fishies splashin.By the sea, wouldn't that be smashin.

Haklısın Mrs Lovett. Gelmeyecek sanılan ve bu nedenle aramızda efsanelere ve destanlara konu olmuş TATİL geldi ve de çattı. Evet, yaz geleli epey oluyor bunu farketmiştim, (aslında hayır), ama başlı başına bi mevzu olan asıl 'tatil' dediğimiz aktiviteden may feyvırıt çayıld olarak bahsi geçen veyahut saygıdeğer blogmeytim olarak da bilinen Gubura ile nihayet yakın gelecekte nasipleneceğizdir.
Her ne kadar hava şartlarının elverişsizliğinden dolayı hayalimdeki tatil bu olmasa da, (60 derece kuzey paralellerinin aşağısı, 60 derece güney paralellerinin yukarısı kurtarmaz) insan bi deniz bi kum bi güneş arıyor tabii. Tamam belki güneşi pek aramıyor (hail to dı alerji mağdurları). Aslında biz Sarıkamış planlarına başladık bile.
Bu arada farkettim, 'tatil' çok güzel kelime yahu. Estetik sanki. Hani gerekli gereksiz sorarlar ya, falanca dilinde en sevdiğiniz kelime nedir diye, çok hayati ve anlamlıymış gibi. Herhalde benim Türkçe en sevdiğim kelime bu olsa gerek. Ama olmayadabilir üzerinde düşünmedim. Neyse öyle olsun varsın. (He de geç)

Cheers y'all!
t

Wat ken ay du?.. hı hı. Samtayms?

Vak kedi, vak vak kedi

Yepyeni, yumuşak kedi


Teknokedi