23 Kasım 2008 Pazar

Karaköy Vapur İskelesi'ne.

Okul çıkışı -özellikle Cuma akşamları- haldır haldır Kadıköy İskelesi'ne koşturulur, güç bela neredeyse iskeleden ayrılmakta olan vapura azmedilerek yetişilir, bir süre denizden daha bir güzel görünen İstanbul seyredildikten sonra yolculuk Karaköy Vapur İskelesi'nde biter - Ve pek tabii ki biz mütemadiyen acıkmış oluruz, Karaköy Vapur İskelesi simitçileri bizi bekliyor olur. Bu arada Karaköy Vapur İskelesi'nin yüzer iskele olduğunu bilmiyordum ben, demek ki ondan yosum salınımı hissi uyandırıyormuş insanda. Metal plakalardan adımınızı attığınız an sanki bir yerçekimsiz ortam. Eğlendiren bi ayrıntıydı bence.

Sonra Ramazan'da Karaköy Vapur İskelesi'nden çıkıp sol tarafa devam edince vapur üzerinden yayın yapan bi programın seti vardı - Gubura'yla hep derdik Ramazan programında biz de çıkacak mıyız yani ehe heheğehe. Cuma akşamları Karaköy'den devam edip Tünel'le Beyoğlu'na çıkmak, ah! Dünyadaki tüm rehabilitasyon merkezlerine bedeldir herhalde - hiç gitmedim ama. Güneş de eşzamanlı olarak batıyor olucak yalnız, ayrıntılar önemli. Acıkmış olunacak ve müthiş bir azimle yemeğe ulaşmaya inanılacak. Karaköy'den simit alınacak ama hepsi yenmeyecek ki doyulmayacak, altgeçitte çok nadiren mandolin çaldığı gözlemlenen sakallı abinin yanından geçilip teknolojik alet satan dükkanlardan ucuza mp3 çalar bakılacak. Tünel'de hiç ama hiçbir zaman bozuk paran olmayacak, iki saat uğraştıracak. Turistlere imreneceksin, vay bee şu anda şu ortama ben de yabancı olarak bakmak isterdim ama burası benim şehrim diye düşüneceksin. Daha bir sevineceksin. Bir de rutubet kokacak illa ki. Tünel'e adımını attığın an ayağının altından kayacak. Her seferinde Tünel kayıyoo diye dile getireceksin ama. Tünel her an kopacakmış gibi gelecek ama bunun hiç olmayacağını içten içe bilip umursamayacaksın. Aslında kopadabilirdi bir gün ya neyse. Ayağının altından kayan vagondan fazla nemli salona inince başın önce bi dönecek haa, illa ki. Oradan sonra zaten hep film kopuyor, Tünel'den Beyoğlu'na çıktığın an. Birden bi gürültünün içine dalıyorsun, ilaç gibi geliyor. Raylara basa basa ver elini Galatasaray.

Ama tabii artık Tünel'imiz uzay çağından, kaymıyor bile. O binanın içine o treni koyabilen göz zevkine ne yorum yapılabilir ki. Kallavi bir metal yığını.

Hadi bununla başaçıkabilirdik, he deyip geçebilirdik de Karaköy Vapur İskelesi de batınca (!) insan biraz sarsılıyor tabii. İstanbul'u bize İstanbul yapan şeyler bir bir oldu bittiye gidiyor. Ne olmuş, lodos çıkmış, rüzgar esmiş, dalga çıkmış, yüzer iskele garç diye batmış. Tamamen hem de. Yani bu hem muhteşem hem de akıl almaz bir olay. Sabah biniyorsun vapura iniyorsun Karaköy'de, akşam döneceksin oraya, İskele'ye (bulunduğu yere) bir geliyorsun, koskoca iskelenin yerinde yeller esiyor. Epey bir şok olmalı herhalde. Haberlerden görmek bile yeterince garip bir histi.












Yanlış bilmiyorsam denizden çıkartılıp tamir edildikten sonra yine aynı iskele hizmet vermeye devam edecekmiş. Nasıl mümkün böyle birşey pek anlayamadım doğrusu ama suyun altında bulunmuş bir iskelenin içinde dolaşmak tuhaf ama ilginç olabilir.
Bu acıklı fotoğrafı da eklemek istedim.

t

18 Kasım 2008 Salı

lanostalgie


C.D. the Vancouverite, bu fotoyu -bu anı- hatırlıyo musun acaba?
he he he

t

9 Kasım 2008 Pazar

Reste En Paix, Cher Monsieur Jean-Pierre Fanet.

Çok iyi kalpliydin Mösyö Fanet, seni çok seviyoruz.
Mekanın cennet olsun.

SJ

Bilin çakışı

Kış gelsin Kış gelsin Kış gelsin Kış gelsin Kış gelsin Kış gelsin, Kış gitmesin.

CMN147 adı altında sorguya açık varlığını sürdüren ders -ya da 'şey'- yokolsun.
Gelecekten bu zamana bir (1) adet terminatör yollamak suretiylen bu dersin, arkasındaki ekibin, mantığının peşine takmak isterim. Kıromarti ya da Viki gibi değil ama, Ketrin Vivır gibi, Şörli Mensın gibi. Kuul olacak. Görevi de bu olacak: Törmineyt CEMENE.

Ya da ben bağımlı gibi TSCC izlemeyi bırakıcam, oturup CMN ödevlerini yapıcam.

Ya da kalkıp Finlandiya'ya gidicem. Ya da Kanada'ya iltica edip Yukon Teritori'ye yerleşicem. Ya da THY kampanyası hala sürmekteyse eğer ki Stockholm'ü falan görücem.

Belki de Kubura -hani şu ortadan kaybolan bılogmeytim- yemek yapmayı bırakır. Ya da dur dur niye bırakıyomuş, gelir bana yemek pişirir. Hem işi ne ki?

Ha bir de, biz İskoçya'ya gidemeyiz, o da olabilir. İskoçya işi yatar - Glasgo, Edinbıra başka baharlara kalır. Kubura'nın deyişiyle: "Bazı tayt sıkecullar.."

Bazı tayt sıkecullar kümesi?

Sonra Moviemax'te birşey olmaz. Dizimax'te ohoo hiç olmaz. Comedymax'e bakmam bile.

Odam yine bir arkeolojik kazı alanına dönüşmüş - Ben dağınıklığı da sevmem ha, bazı insanlar sever ya, ben hiiç sevmem bilir misin, ama yine de az önce yerdeki kıyafet yığınına basıp düşmeme engel olamadı bu.

Paul Collins.. Bu ne alaka şimdi ya?

Ha ha Ölü Ozanlar Derneği. Tabii tabii ki.

--We're gonna have - we're gonna have - we're gonna have - we're gonna have a good day! / and all my homies gonna ride today! / and all these mommies look fly today! / and the only one we wanna do is get by todaay heyyy! / we're gonna have a good day! / and ain't nobody gotta cry today! / cause ain't nobody gonna die today! / you save that trouble for another day heyyy! / we're gonna have a good day!--
Sonra araya giren repçinin vaazleri.

Aa ben haber mi analiz edicektim ya, hem de beş gün boyunca?
Hımm.
Ama beş gün kalmadı ki artık - uydursam?

Yedinci bölüm yüklenmiş midir? Diziport da selam sabahı hiç eksik etmiyo. Takdir etmek lazım.

Dışarı mı çıksam? Ben de Sapanca'ya mı gitmeliydim.

Ya da ben Kubura'yı arayıp taciz ediyim ya bir. Ya da buldum, Aileeem'i LOST izlerken taciz edeyim, daha zevkli olsun.

Ya da ben CMN147 ödevini yapayım. Tam şu anda başlayayım. Ama sonra site mutlaka muhakkak kitlensin ve ben ödevi submit edemiyim. Sonra sabaha kadar oturayım bilgisayar başında, ona uğraşayım.

Süper oldu ya, tamam tamam. Tamamtamamtamamtamamtamam oldu o zaman tağam taam.

Şimdiiiii. Ehem ehem.
Ben çok mutlu bir öğrenciyim. Ödevlerimi yapacağım, hem de zamanında yapacağım. Yaparken de çok büyük mutluluk duyacağım ha. Çünkü bu ödevler çok eğitici ve çok öğretici. Karadeniz'in ne kadar yılda dolduğunu bulmasaydım mesela, ben bu hayattan ne kadar bihaber, ne kadar cağal bir birey olurdum, epsilon olurdum ben ya.

Yaşasın hipnopedya.
Ve vikipedya.

Herneyse. Törmineyşın ovırrayd.
Şimdilik.
(dını nııııııı - nı nı nııııııığ - dını nıııı - dı nı niiiii - nııııı ...)
Kubura ver arkaya terminatör müziğini.

t