Sonra Ramazan'da Karaköy Vapur İskelesi'nden çıkıp sol tarafa devam edince vapur üzerinden yayın yapan bi programın seti vardı - Gubura'yla hep derdik Ramazan programında biz de çıkacak mıyız yani ehe heheğehe. Cuma akşamları Karaköy'den devam edip Tünel'le Beyoğlu'na çıkmak, ah! Dünyadaki tüm rehabilitasyon merkezlerine bedeldir herhalde - hiç gitmedim ama. Güneş de eşzamanlı olarak batıyor olucak yalnız, ayrıntılar önemli. Acıkmış olunacak ve müthiş bir azimle yemeğe ulaşmaya inanılacak. Karaköy'den simit alınacak ama hepsi yenmeyecek ki doyulmayacak, altgeçitte çok nadiren mandolin çaldığı gözlemlenen sakallı abinin yanından geçilip teknolojik alet satan dükkanlardan ucuza mp3 çalar bakılacak. Tünel'de hiç ama hiçbir zaman bozuk paran olmayacak, iki saat uğraştıracak. Turistlere imreneceksin, vay bee şu anda şu ortama ben de yabancı olarak bakmak isterdim ama burası benim şehrim diye düşüneceksin. Daha bir sevineceksin. Bir de rutubet kokacak illa ki. Tünel'e adımını attığın an ayağının altından kayacak. Her seferinde Tünel kayıyoo diye dile getireceksin ama. Tünel her an kopacakmış gibi gelecek ama bunun hiç olmayacağını içten içe bilip umursamayacaksın. Aslında kopadabilirdi bir gün ya neyse. Ayağının altından kayan vagondan fazla nemli salona inince başın önce bi dönecek haa, illa ki. Oradan sonra zaten hep film kopuyor, Tünel'den Beyoğlu'na çıktığın an. Birden bi gürültünün içine dalıyorsun, ilaç gibi geliyor. Raylara basa basa ver elini Galatasaray.

Ama tabii artık Tünel'imiz uzay çağından, kaymıyor bile. O binanın içine o treni koyabilen göz zevkine ne yorum yapılabilir ki. Kallavi bir metal yığını.
Hadi bununla başaçıkabilirdik, he deyip geçebilirdik de Karaköy Vapur İskelesi de batınca (!) insan biraz sarsılıyor tabii. İstanbul'u bize İstanbul yapan şeyler bir bir oldu bittiye gidiyor. Ne olmuş, lodos çıkmış, rüzgar esmiş, dalga çıkmış, yüzer iskele garç diye batmış. Tamamen hem de. Yani bu hem muhteşem hem de akıl almaz bir olay. Sabah biniyorsun vapura iniyorsun Karaköy'de, akşam döneceksin oraya, İskele'ye (bulunduğu yere) bir geliyorsun, koskoca iskelenin yerinde yeller esiyor. Epey bir şok olmalı herhalde. Haberlerden görmek bile yeterince garip bir histi.

Yanlış bilmiyorsam denizden çıkartılıp tamir edildikten sonra yine aynı iskele hizmet vermeye devam edecekmiş. Nasıl mümkün böyle birşey pek anlayamadım doğrusu ama suyun altında bulunmuş bir iskelenin içinde dolaşmak tuhaf ama ilginç olabilir.
Bu acıklı fotoğrafı da eklemek istedim.
t

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder