9 Ağustos 2008 Cumartesi

I'm so bored with the U-S-A (but what can I do?)*

Kendimi bir kez daha artık klasikleşmiş 'pek sevgili bılogmeytim Gubura aka Kübü eşzamanlı olarak x lokasyonuna...hede hede' giriş cümlemi yazarken bulmuş olduğum için havaya sağa sola ağaca sıcağa kuşa keneye hatta kediye isyan etmekteyim. Yeter ulan! Hasssta etti resmen. Amarıga Birleşik Devletimsilerine iş gezisi de nerden çıktı yahu?! Herneyse, kendisi anası ilen Nüyork'un bulvarlarını arşınlayadursunlar, ben burada hali hazırda oldukça meşgulum. StumbleUpon denen şey kaç zamandır var, modası zaten geçti mi geçmedi mi hiçbirşeyinden haberim yok zira henüz keşfettim, fakat buna bağımlı oldum ben. Evet evet bağımlıyım. Vallahi hassstası oldum ey olmayan okuyucu, saatlerimi günlerimi verdim ben buna! Bağlayıcılığı bir yerde çok korkunç. Ablamın aylar önceki internet tavlası vakası gibi birşey oldu bu. Hoş, onu ucuz atlattıydık çok şükür. Bütün günüm stumble! ve i like it!'ten ibaret. Bağımlı oldum bağımlı. Şeyt!
t

şeymlıs ps: * = samtayms. (argh! nedeyn?)

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Gölge etme başka ihsan istemem

A
dap
tas
yon
lar
dan

nef
ret
e
di
yo
rum.

(a koyim!)





Hiçbirşey başka birşeye uyarlanmasın şu hayatta, neyse o olsun be! Hem orjinal birşeyin çakmasından kime ne hayır gelmiş şu güne kadar? Argh! Aileeem'in deyişiyle 'aggraasivf oldum'!

PS: Özellikle Stephen King icraatları men edilsin aforoz edilsin adaptasyon kültüründen. Aman ha! Bu adamı sinemaya uyarlamak icap ettiğinde sanki gizemli bir heyet birleşiyor da nasıl bok edebiliriz? diye kafa patlatıyor. S.K. uyarlamalarında böylesine bir azmin emeğini gözlemlemek hiç de zor değil. Asla şaşmaz da haa. Bir tane düzgün çıkmamıştır şu güne kadar. Stephen King'in hiçbirşeyi, alışveriş listesi bile filme, diziye veya görsel herhangi birşeye uyarlanmasın. Yetear beah!

Bu arada lafı geçmişken söylemeyi borç bilirim, Riding the Bullet çok çok çok güzel bir KISA ÖYKÜDÜR. Eminim filmini benden gayrı kimse görmedi, zaten görmesindir, çelikten bir kasaya konup uzaya fırlatılasıdır bu film, ama öykünün kendisi - inanılmazdır.

Hatta detaya inmek gerekirse, ki yanlış bir seçim, herşey gelmiş geçmiş en rakınrol kurgusal karakter George Staub'un yakasındaki aptal bir rozetle başlar: "I rode the Bullet at Thrill Village, Laconia."
Zaten sonra bir kaç sayfalık bir şaheser ardından garip - hatta garüp denebilecek bir sonla biter. Sonunu tartışmayacağım.

Neden masalcı nine ses tonuma büründüm birden bu arada? Bu aralar gerçek veya sanal ortamlarda istemdışı olarak çok kullanıyorum.

Neyse. Aggraasivf oldum, asabi oldum, fazla duygusallaştım yine farkında olmadan savunmaya geçtim galiba.

Yine de:

"Nothing seems to last. But the bullet. The bullet is constant. The bullet is always there. You wait in line, that's all. And when it's your turn to ride the bullet, maybe you ride, maybe you run. Either way it comes to the same thing. Fun is fun. And done is done. Nobody lives forever, but we all shine on."

Argh Georgie Staub o ne tilkidir oooo.

PS: The Bullet bir roller coasterdır.


t

2 Ağustos 2008 Cumartesi

WTF

Sevgili guccüh kardeşim yanımda "dı guud dı beed en dı.." (gerisi muallak, okunamıyor veyahut nesıl telaffuz edileceği bilinmediğinden üçüncü 'dı'nın ardından sessizlik vuku buluyor) diye mırıldanadursun, ben fondaki arp nağmeleriyle ruhumu şenlendirmekteyim. Tek teknolojik öğenin şu dizüstü bilgisayar olduğu bu modern hayattan -mümküm mertebede- soyutlanmış taş evde, son günümü geçiriyorum. Burada "social"ımın düşmesi (simce) sebebiyle iyice insan ırkına yabancılaşmış ve içine kapanmış olmakla beraber, büyük şehrin tahrib edilmiş hatta tecavüze uğramış bir diğer uzantısına geri dönüyor olmaktan az da olsa mutluyum samırım. Kısa bir aradan sonra insan içine karışabilme ihtimaline yeniden kavuşmaksa bu mutluluğun sebebi, o kadar da "nevrotik dipresd selfiş biç" kıvamına ulaşmadım sanırım. Gerçi bütün gün ve gece (yirmidört saat) moviemax filmlerinin sahne ve repliklerini ezberlemek ve hayata seyirci kalmak ne kadar insan içine karışmak sayılır orası tartışılmalı.
Sanırım bıloğmeytim t. ve gönlümün mis vovu "ay em avukat" ailemin yaptığı kolay yoldan parayı kırma planlarına ortak olup en azından koca götümü kırmızı koltuğumdan ayırma adına ufak bir harekete geçmeliyim. Ne de olsa ticaret genlerimde olmalı, annem tabir edilen bayan hayat enerjisinin mesleği tarafından absorbe edilmesi pahasına da olsa bu amacı bir nebze yerine getirebilmiş. Evet, evet boş gezenin boş kalfası olarak geçirmeyi umduğum hazırlık öğrenciliği kariyerimde para kazanmak için birşeyler yapmalı ama ne?
İlerleyen saatlerde kafamı bu sorularla meşgul edip az şekerli türk kahvemi yudumlayacağım.
k.

1 Ağustos 2008 Cuma

"Meteliksizlik" ve "iman gücü" ilintisi

Pek sevgili bılogmeytim, Bodrum semalarında küççüh kardeşiyle fink atadursun (ama fink atmak göreceli bir kavramdır) ben de hali hazırda parasızlıktan, çulsuzluktan muzdaribim. Hatta meteliksizim. Aslında sadece doğal bir sürecin parçasıyım galiba: Yapıcak işi olmayan süje, kendini amansızca sokaklara atar - ve tabii ki orada burada, sağda solda zaten az meblağlarda olan parasını büyük bir iman gücüyle saçar. Bahsi geçen bu bilimsel döngü kulağa basit gelebilir, fakat aynı zamanda oldukça düşündürücü. Örneğin daha bugün pek değerli kader ortağım Nazlı aka Aileeeem ile gelecekte çok büyük başarılara imza atıp sayesinde paraları kıracağımıza inandığımız iç güveysinden hallice çakma paktımızı ortaya atma fikri, parasızlıktan sürüm sürüm sürünmemizin nadide bir yan ürünüdür. İlk icraatımız ise, gencturkcell'in beleşe elimize tutuşturuverdiği iki adet Kenan Doğulu konseri biletini apansızca satma girişimimiz olmuştur. Bu proje henüz kayda değer bir başarı elde edememiştir fakat buradan ilgilenen, Kenan Doğulu'dan haz eden kıymetli dostlara sesleniyorum: Valla tanesini elli kağıda bırakıyoruz, bayandan kullanılmamış cillop gibi konser bileti. Bence çoh mantıklı. İkisine birden talip olan en değerli ve istediğini bilen kendini güvenen müzikseverlere ise çok özel indirimler: Sadece sevdiceğiniz ve siz için makul fiyata romantik konser izleme fırsatı - ikisi 85 yetale. Kelepir bunlar kelepir. Bu arada konser Kuruçeşme Arena'dadır, diğer gereksiz ayrıntılar tarafımızdan bilinmemektedir, iplenmemektedir, ilgilenen varsın gitsindir.
Evet görüldüğü üzere nur topu kıvamındaki hayatta kalma ve tutunma paktımızın bazı pazarlama sorunları mevcut ama bunların kısa sürede aşılacağına ve çuvalla para kaldıracağımıza olan inancımız sonsuz.
İşsiz - güçsüz - boş gezenin boş kalfası - bütün gün Lost izleyip akşamüstü vicdan azabından biraz sosyal olmaya çalışmak amacıyla kendini Caddebostan'a Beyoğlu'na atan akabinde trajik bir şekilde cebindeki parasını ona buna harcayan sonrada çulsuz kalan gençler. Üzülmeyiniz! Kendi yatırımınızı kendiniz yaratınız. Bozcaada'dan 10 metrekare arazi alınız, ekiniz biçiniz, üzüm yetiştiriniz, şarap ithalatı yapınız. Ne bileyim, Amarıga'ya giden bir adet arkadaş edininiz, akabinde kendisine 500 dolar bayılınız, on , on beş tane iphone (böyle bi dünya var mı?) sipariş ediveriniz, cillop gibi iphone'ları burada ayfon da ayfon diye kendini paralayan yakın arkaşlarınıza yüzde yüz karla satınız. Yatırım yapınız kısacası, mantıklısından. (Der ve tükenmiş olan enerjimin beni yarı yolda bırakmış olması sonucu soluğu moviemax'in karşısında alır, yatırım planlarını yakın geleceğe erteleyerek kendimi kanıtlarım.)

Son olarak günün anlam ve önemine uygun olması açısından huzurlarınızda Money Money Money'yi nadide bılogumuzun milli marşı ilan ediyor, fonda usul usul çalmakta olan bu şarkıya kaderime isyan ederken bet sesimle içli içli eşlik ediyorum:

"money, money, moneey
must be funny
in the rich man's woorld
money, money, money
always sunny
in the rich man's woorld
o-oooo oooo agh agh agh aaooov (buyır??)
all the things i could do
if i had a little money
it's a rich man's world"


t