22 Şubat 2009 Pazar

I wanna be a part of the human race


Her (Türk) insanının ne kadar inkar ederse etsin, doğası ne kadar cazcı ne kadar rokçu (rok) ne kadar popçu olsun, ne bileyim, ben amerikan buluugıras müzüğünden başka bişey dinlemem ağbi desin, arabeskle tanıştığı ve kendini bulduğu bir an mutlaka gelir diye beylik bir laf vardır ya. Doğruymuş a dostlar. Biz de tanıştık, evet. Arabesk gururluymuş, en insancıl en derin duygularımıza yılllaaaardır tercüman oluyormuş da haberimiz yokmuş! Alas! Sen git kaderin şamarını yediğinde Kings of Leon'dan I Want You gessin o zaman laan diye dövün, babayı alırsın tabii. Caleb tedavülden kalktı artık Orhan Baba'dan gelsin:

Bir Teselli Ver:

Bir teselli ver
Yarattığın mecnuna, bir teselli ver

Sevenin halinden sevenler anlar
Gel gör şu halimi, bir teselli ver
Aramızda başka biri var ise [anlayan anladı]
Tertemiz aşkımı bana geri ver


Ben zaten her acının tiryakisi olmuşum [yürrü bea] [valla ben]
Ömür boyu bitmeyen dert ile yoğrulmuşum
Gülemem, sevgilim ben sensiz yaşayamam

Bana ne gerek
Senin aşkından başka bana ne gerek

Aşkın zehir olsa, yine içerim
Yolun ecel olsa korkmam geçerim
Yeterki sevdim de, ben bu aşk ile
Dünyanın kahrına güler geçerim

Asıl şu şarkı vardır kiiii, tam benim hayatımı anlatmaktadır bu şarkı. Zaten adı da "Beni de Allah Yarattı". Buyrunuz:


Kırıldı kalbim sana diyemiyorum
Nasıl tamir edersin bilemiyorum
Sana gönül verdimse öldür demedim
Aşkın ızdırap oldu çekemiyorum [bu dörtlük geçen cumanın özeti]

Beni de Allah yarattı ben de bir kulum
Merhamete gel artık yeter bu zulüm [burası hayatımın özeti]

Nerden gördüm seni görmez olaydım [bu lafı bizzat demişliğim var]
Aşka hürmetin yokmuş sevmez olaydım
Beni de Allah yarattı ben de bir kulum
Merhamete gel artık yeter bu zulüm

Bağrıma Taş Bastım:

Bir daha aşık olmak mı tövbeler olsun
Seviyorum seni dersem dilim tutulsun
Bağrıma taş bastım haberin olsun
Yemin ettim aşka tövbeler olsun

Bana gülen benden besbeter olsun
Yemin ettim kara gözlüm (?) tövbeler olsun

Bak yüzüme gül diyecek yüzün kalmadı
Sana aşkı anlatacak sözüm kalmadı
Senin için ölmeye lüzum kalmadı
Yemin ettim aşka tövbeler olsun


Ümitsiz Aşk:


Aşkımız başlamadan
Bitiverdi sevgilim [evet orası kesin]
Bir kasırga misali
Geçiverdi sevgilim

Selamını kestin benden
Çok günaha giriyorsun
Aşkımızı mahşere
Bırakalım diyorsun

Aşkın da sevgin de kalbin de taştan [hell yeah]
Çok hata etmiştik biz zaten baştan [evet evet]
Silinsin bu aşkın hatıraları [keşke - pablik humilieyşın]
Günah yazık
Bize hayır yok bu aşktan

Yıllardır bekliyorum
Bir sevginin hasretini
Bilseydim ayrılık var
Verir miydim kalbini

Başka birini bulmuşsun
Hayırlı olsun sevgilim [oh bee ben diyemedim Orhan Baba kırk yıl önce demiş! ehehe]
En güzel mutlu günler
Senin olsun sevgilim [valla billa... gölgemi alır giderim]

Aşkın da sevgin de kalbin de taştan
Çok hata etmiştik biz zaten baştan [bence de - "nağber?" "bi elliliiik!?"]
Silinsin bu aşkın hatıraları
Günah yazık
Bize hayır yok bu aşktan


Veee.... Tabii ki.

Ben Eski Halimle Daha Mesuttum:

Ne oldu bana birden kendimi unuttum
Ben eski halimle daha mesuttum

Güvenmiştim talihime ne umdum ne buldum
Bıktım artık bıktım ben bu aşktan yoruldum [kesinlikle ya, yu gat it ya]

Bir kırık kalbim vardı onu da sana verdim [oof of]
Sev dedimse dedim öldür demedim [dimi yaa öküz]

Kopacak bekliyorum taliğin kör düğümü [çilemizi doldurduk mu]
Seni sevdim sevenin görmediğim güldüğünü
Ah, ver artık bana gönlünü [versene lan!]



Bu şarkılarda kendinden birşey bulamayan,
hala daha amerikan da amerikan buluugıras da buluugıras diyen varsa
insan değil.

T/K.

Cheers.



NOT: "Bir Teselli Ver" albümünün şarkı listesi resmen bizi hicvetmekte,
bir şamar gibi suratımıza suratımıza gerçekleri çarpmaktadır:

1. Bir Teselli Ver
2. Sev Dedi Gözlerim
3. Beni de Allah Yarattı (favorimiz)
4. Severek Ayrılalım
5. Ümitsiz Aşk
6. Aşk Pınarı
7. Bağrıma Taş Bastım
8. Yorgun Gözlerim
9. Ben Eski Halimle Daha Mesuttum
10. Kaderimin Oyunu

3 Ocak 2009 Cumartesi

I won't let this happen to my children



"We are not used to imperatives. We are more accustomed to being offered a choice between alternatives. So the options can be expressed as if they were a choice.If, on the one hand, we choose to accept some quite severe privations in order to bring the levels of atmospheric CO2 down, we will certainly be seriously inconvenienced for a while, but we will survive (perhaps ingeniously finding new sources of energy), and there will be no reason why our grandchildren shouldn’t have a homely, habitable world to live in for the foreseeable future (and if, later, it should turn out that our caution was unnecessary, we might feel a bit foolish, but at least they would be alive).

If, on the other hand, we take no notice, if we choose to ignore the known likelihood and just go on more or less as usual. If we let life take its course as we make some gestures towards energy economy while continuing to pump up the CO2 concentration, then we should be able to go on being very comfortable, for a while. But if we do that there is a very real likelihood that most of our grandchildren will be dead or, if alive, will be vainly trying to find a way to go on living in a climatically explosive world that is inescapably on its way to chaos and death.


So if there is a choice, it is a straight choice between life and death, between the life and the death of the human race."

by dear Mr. Oliver Postgate may he rest in peace.




Cheers,

k.



30 Aralık 2008 Salı

New Year's Eve


Her zamanki gibi komitmınt işularım nedeniyle uzunca bir süre blogumuz ve olmayan okuyucu kitlesinden uzak kaldıktan sonra, hadi bakalım yeni yıl geliyor diyerekten kılavyenin tuşlarına oldukça rendım ve içi boş kelimeler yazmak üzere gelişigüzel basıyorum (iki parmak daktilo/klavye kullanma daha doğrusu kullanamama), başka bir deyişle sıkıldım ondan saçmalıyorum.


Şimdi yeni yıl geliyor ya, ben de Dünya üzerinde bulunduğum 19 yıl boyunca yeni yıla tek başıma ve uyuyarak girdim ya, ay em despırıt ve ay niyd çeync ya da çeync ay niyd (c.f. change we need-Obama seçim kampanyası).


Evet, lise hayatımız boyunca çılgınca imrenip öykünerek takip ettiğimiz odtü gençliğinin (c.f. H.S. ve saz arkadaşları) başlatmış olduğu balondan sevgili modelini bu yeni yılda kendimize uygulmayı öneriyorum, yarın bize gelen her dam, zaten sadece damız, balonuyla gelsin lütfen veyahut bir tane taş fırın erkeğini kapsın getirsin yanında ayol bu kadar mı zor aaa. He ama sonra gecenin ilerleyen saatlerinde ben balonumun üstüne Endırü yazınca (c.f. E iz for Andrew VanWyngarden) bozuşmayalım (c.f. Cengiiz, bozuşurug bagh!!).


Benden söylemesi.


K. iz for ay niyd despırıtli sambadi tu lav.

3 Aralık 2008 Çarşamba

the one&only Sheldon Cooper

"I’ve spent the past three-and-a-half years staring at greaseboards full of equations; before that, I spent four years working on my thesis; before that, I was in college; and before that, I was in the fifth grade.."



Sheldon: I'll have a diet Coke.
Penny: Can you please order a cocktail? I need to practice mixing drinks.
Sheldon: Fine... I'll have a virgin Cuba Libre.
Penny: That's... rum and Coke without the rum.
Sheldon: Yes, and would you make it diet?


"OK, so let's change and noone gets to be the Flash.."



- So, what are you Sheldon? Let me guess, a zebra?
- Another child left behind...

(...)

- Why can't you just tell people you're a zebra?!
- Why don't you tell people you're a dwarf?
- Because I'm a hobbit!
- And I'm the Doppler effect-neeeeooooooowww!

t

23 Kasım 2008 Pazar

Karaköy Vapur İskelesi'ne.

Okul çıkışı -özellikle Cuma akşamları- haldır haldır Kadıköy İskelesi'ne koşturulur, güç bela neredeyse iskeleden ayrılmakta olan vapura azmedilerek yetişilir, bir süre denizden daha bir güzel görünen İstanbul seyredildikten sonra yolculuk Karaköy Vapur İskelesi'nde biter - Ve pek tabii ki biz mütemadiyen acıkmış oluruz, Karaköy Vapur İskelesi simitçileri bizi bekliyor olur. Bu arada Karaköy Vapur İskelesi'nin yüzer iskele olduğunu bilmiyordum ben, demek ki ondan yosum salınımı hissi uyandırıyormuş insanda. Metal plakalardan adımınızı attığınız an sanki bir yerçekimsiz ortam. Eğlendiren bi ayrıntıydı bence.

Sonra Ramazan'da Karaköy Vapur İskelesi'nden çıkıp sol tarafa devam edince vapur üzerinden yayın yapan bi programın seti vardı - Gubura'yla hep derdik Ramazan programında biz de çıkacak mıyız yani ehe heheğehe. Cuma akşamları Karaköy'den devam edip Tünel'le Beyoğlu'na çıkmak, ah! Dünyadaki tüm rehabilitasyon merkezlerine bedeldir herhalde - hiç gitmedim ama. Güneş de eşzamanlı olarak batıyor olucak yalnız, ayrıntılar önemli. Acıkmış olunacak ve müthiş bir azimle yemeğe ulaşmaya inanılacak. Karaköy'den simit alınacak ama hepsi yenmeyecek ki doyulmayacak, altgeçitte çok nadiren mandolin çaldığı gözlemlenen sakallı abinin yanından geçilip teknolojik alet satan dükkanlardan ucuza mp3 çalar bakılacak. Tünel'de hiç ama hiçbir zaman bozuk paran olmayacak, iki saat uğraştıracak. Turistlere imreneceksin, vay bee şu anda şu ortama ben de yabancı olarak bakmak isterdim ama burası benim şehrim diye düşüneceksin. Daha bir sevineceksin. Bir de rutubet kokacak illa ki. Tünel'e adımını attığın an ayağının altından kayacak. Her seferinde Tünel kayıyoo diye dile getireceksin ama. Tünel her an kopacakmış gibi gelecek ama bunun hiç olmayacağını içten içe bilip umursamayacaksın. Aslında kopadabilirdi bir gün ya neyse. Ayağının altından kayan vagondan fazla nemli salona inince başın önce bi dönecek haa, illa ki. Oradan sonra zaten hep film kopuyor, Tünel'den Beyoğlu'na çıktığın an. Birden bi gürültünün içine dalıyorsun, ilaç gibi geliyor. Raylara basa basa ver elini Galatasaray.

Ama tabii artık Tünel'imiz uzay çağından, kaymıyor bile. O binanın içine o treni koyabilen göz zevkine ne yorum yapılabilir ki. Kallavi bir metal yığını.

Hadi bununla başaçıkabilirdik, he deyip geçebilirdik de Karaköy Vapur İskelesi de batınca (!) insan biraz sarsılıyor tabii. İstanbul'u bize İstanbul yapan şeyler bir bir oldu bittiye gidiyor. Ne olmuş, lodos çıkmış, rüzgar esmiş, dalga çıkmış, yüzer iskele garç diye batmış. Tamamen hem de. Yani bu hem muhteşem hem de akıl almaz bir olay. Sabah biniyorsun vapura iniyorsun Karaköy'de, akşam döneceksin oraya, İskele'ye (bulunduğu yere) bir geliyorsun, koskoca iskelenin yerinde yeller esiyor. Epey bir şok olmalı herhalde. Haberlerden görmek bile yeterince garip bir histi.












Yanlış bilmiyorsam denizden çıkartılıp tamir edildikten sonra yine aynı iskele hizmet vermeye devam edecekmiş. Nasıl mümkün böyle birşey pek anlayamadım doğrusu ama suyun altında bulunmuş bir iskelenin içinde dolaşmak tuhaf ama ilginç olabilir.
Bu acıklı fotoğrafı da eklemek istedim.

t

18 Kasım 2008 Salı

lanostalgie


C.D. the Vancouverite, bu fotoyu -bu anı- hatırlıyo musun acaba?
he he he

t