11 Ağustos 2007 Cumartesi

the Good, the Bad & the Queen

İştee, uzun zamandır beklediğimiz gün(lerden biri) geldi çattı. Mütevazi blogumuzun isim babaları bu insan-ı kamil kişiler topluluğu, şu an İstanbul il sınırı içerisinde bulunmaktalar. Bizim nacizane varlıklarımız için dayanılmaz derecede aşmış olan bu insanlar, sadece bir araya gelmeleri bile bize bi hayat boyu yetecekken bir de albümleri çıktıktan kısa bir süre sonra ülkemize, yaşadığımız şehire, bir saatlik mesafeye konser (dinleti) vermeye geliyorlar!? Hayat şahane değildir de nedir?
Her üç vakitte bir mütemadiyen ve düzenli olarak 'dünya gözüyle deymın albarn görmeden ölürsem gözüm açık gideeer!!' veya bazen daha şiddetli olarak yaşadığımız, nöbet olarak arada bir gelen 'deymın albarn görmek istiyoruuağağm ben!!!' feryatlarımız bir yere ulaşmış mıdır, yoksa bu bir mucize midir, yoksa Damon Albarn bu egzotik yer merakını artık fazla mı abartıyor bilemeyiz; fakat üzümü yiyip bağını sormamakta fayda var.
Damon Albarn, bir kısım ünlüler gibi sadece Bodrum'un kıta sahanlığından tekneyle geçse (yaz ayları) ortalığı birbirine katıp bir hafta şölen düzenleme kapasitesine sahip olan bizler, hala kendisinin burada olduğuna inanmakta güçlük çeke dursun, Paul Simonon adlı GOD kişinin varlığını nasıl sindireceğiz, onu hiç bilemiyorum. Bu adamı göreyim ben, dünya gözüyle bir göreyim akşam, artık kaç yüz bin tane aspiration point kazanırım orasını günümüz hesap makineleri hesaplayamaz (sims oynamayı artık fazla abartmak). Bu akşam, yani on bir ağustos akşamı itibariyle cümleten 'see damon albarn' ve 'see paul simonon' wantslarımızı aradan çıkarmış olacağız. Geriye kalıyor görecek bir kaç yüz tane insan. (doymamak, pişkinlik, açgözlülük...).
Mucizelerin etinden sütünden faydalanmak böyle birşey olsa gerek.
T pörsın vuuhu.

Hiç yorum yok: