Yarabbi! Günlerin en yorucusu ve en içte ukte bırakıcısı! Öğlen gelen misafirlerimiz, yeni kalkıyorlar, hatta kalktılar geçirildiler bile. Yaptığım yemekler beğenilmiş, afiyetle yenmiş ah ah nasıl kabardı egom, pek mutlu oldum.
Neyse efendim, sabahtan kalkıp tatlıydı salataydı bıt bıt derken sevgili yavrumdan gelen bir mesaj beni gerçek dünyaya döndürdü. Ankara'ya giderkene oturmuşlar ağaçlı mağaçlı pastoral ortamlı bi çay bahçesinde oturmuşlar, çay içiyorlarmış. Oh, keyfe bak! Aklımda canlandı serin serin şöyle kavak ağaçları falan, renkli bir çay tabağı olan demli bir bardak çay. Daha sonra meyveli tartımın jölesini üzerine dökerken Cemşit aramıştı hatırladım, onu aradım. Yiğit (as known as the salsa guy) çıktı telefona Cem'in kendine has ses tonunu taklit etmeye çalışarak. Kandıramadı beni. Bir nispet de onlardan geldi. Alaçatı'dalarmış efendim, çok güzelmiş falan fişman. İmrendim yahu. Denizli güneşli tatilden hiç haz etmediğim, hele hele bu tip tatillerin sevdiğim neredeyse tek yanı hindistan cevizi kokulu güneş yağları olduğu halde, çok içlendim. Herkes de bir yerlerde, ben de burada, İstanbul il sınırının pek de içinde olamayan evimde, kabul günü yapan hamarat ev hanımı misali, misafir ağırla, çocuk bak vs. geçiriyorum işte öyle günlerimi. E geçinip gidiyoruz işte şekerim n'apalım?
K.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder