25 Haziran 2007 Pazartesi

"there and back again: a little sister's tale" by T.

Gittim, döndüm sayın arkadaşlar. Bir gün bile sürmedi, eğer matematik hesabım beni yanıltmıyorsa (güven olmaz tabii). Çoğu yollarda geçti zaten - iyi ki de geçti, uzun zamandır yolculuk yapmak istiyordum. Araba, karavan ve otobüs yolculuğunu çok seviyorum yahu. Günlerce gidebilirim öyle boş boş. İn cin top oynayan yerlerden alenen geçip gitmek dünyanın en güzel duygularından birisi. Ööyle, upuzun, nereye vardığı belli olmayan, middle of nowhere diyarlardan geçen, sessiz sakin yollar olur ya, koyun beni üstüne. Hiç şikayet etmem. Tır şoförü mü olsam?! Herneyse efenim, 'bu da böyle de bişiy'. Dün saat 13.30 sularında başladığımız Ankara yolculuğumuzun sebebi, pek sevgili aplamın ODTÜ denilen okulumsudan mezun olmasıydı. Okulumsu diyorum, çünkü benim kafamdaki okul imgesinden oldukça farklı bir yer. Ona başka bir zaman ayrıntılı olarak değineceğim. Nitekim şu an saat gecenin 02.21'i ve hiç uykum olmamasına rağmen sıcaktan bayılacağım için yatmayı düşünüyorum. Bilincim kapalı olursa en azından sıcağı hissetmem!? (kafamda senkronize olarak uçuşan soru: insan uyurken bilinci kapalı mıdır? yoksa kapalıysa bu ölmüş olduğu anlamına mı geliyo? hmm).

Allahım bu ne sıcaktır? Hayır normal değil, ondan soruyorum. Sorgulamak manasında. Bugün zavallı mezunlar ODTÜ stadyumunda saatlerce güneşin alnında beklediler ya, ben onlara yanarım. Hadi mezun oluyoz bari sesimizi çıkarmayalım diye şikayet etmediler pek, çaktırmadılar, ama yine de öyle bi piştiler kiii ('o ne tilkidir oooo' tonuyla söylenmeli). Bi de babamın 'ankara'ya gidip napıcaz? dolaşalım biraz. şuraya uğrayalım, buraya uğrayalım, şurda çay içelim, burada yimah yiyelim' diye alakalı alakasız heryerde durması ve benim istikrarlı olarak çişimin gelmesi sonucu akşamın bir kör saati vardığımız Ankara'da derin bir oh çekmekten kendimi alamadım. Ne rutubet ne bişiy! Tamam orası da sıcak, ama insanı intihara teşvik edecek kadar değil. En azından kendini hissettirmiyor. "Kardeş, havam sıcaktır, ama kendi halimde takılıyorum ben, kusuruma bakma' gibi yani. Hmm.. Herneyse, ne diyordum?

Hah! Mezuniyet... Tabii ki çok şamataydı. Ablam alttan iki ders bıraktığı için bizde 'hohoaha kızımız mezun oluyo lağn!' havası pek oluşmadı, ama yine de bi duygu seli yaşamadık değil. Babam yalnız özel olarak elektrik elektronik mühendislerine daha çok duygu gösterisi yaptı. Meslektaşlarım diyor. Hay allahım. Bu arada okul birincileri, ikincileri ve üçüncüleri yine hep bu bölümdendi gizemli bir şekilde. Sorgulamadım, ama babam çok sevindi. Bi ara ablamı unuttu.

Tören sonrasında ise 'fotoğraf çekeliğeem!!?!' telaşı içinde bi ara aplamın ilkokuldan arkadaşı (şu an aynı üniversite + aynı bölüm + aynı ev) pek bi sevdiğim çılgın Bilun (kendisi, 'bu ne ki şimdi yağ!? ben bu sıcakta cüppeyle oturmam! gereksiz yere antuziazm! protokol falan, nahoş. ben veli klasmanından katılıp izleyecem sadece!' diye çemkirip, olaya sahiden seyirci olarak katılıp bizi çok güldürmüştür) beni bi ara 'gieel gieel' el hareketiyle yanlarına çağırıp, akabinde çevik bir hareketle o sırada aplamların yanında duran başka bi odtü öğrencisinin (ya da mezunu? sorgula butonu off) tabiri caizse önüne atmıştır: Bah çocuum, bu abi odtü piskolojiden, KONUŞ!. O an tabii ki atlatamadığım şok içerisinde gevelediğim bir kaç kelimeden sonra olay mahallini hızla terkettim sanırsam. Zira hatırlayamıyorum.

İşte böyle eğlenceli şeyler oldu mezuniyette. Her zaman olduğu gibi aplamı bir kez daha çok kıskandım. (previously on tuğçe's jealousy: the öğrenci evi issue, the ankara issue, the odtü issue, the karetta karettalar issue, vb.)

Şu an mezuniyetten aklıma tek gelen şey ise, geçitte bölümlerden birinin taşıdığı pankart: Sıcak, daha da sıcak olacak! (stadyumun merdivenlerinde güneşin altında oturan velilere ithafen).
T.

Hiç yorum yok: