Sevgili biricik yavrum,
Senin de dediğin gibi bi tek adını spontane bir pratik zeka ürünü olarak yaratabildiğimiz blogumuza ne yazsak sorunsalını atlatmak için bi ara saçma sapan takılmak gerekli. Olacak o kadar artık canım elimiz alışsın aa! Ki bu "saçma sapan takılmak" bile o kadar da saçma değil aslında (en azından benim yazıp da sonra ıyy amma da iyrenç oldu diye sildiğim bugün bunu yaptım yazısından iyi olduğu kesin). Yani demek istediğim dokuzuncu sınıf hocaların halt etmiş bence tu n'écris pas n'importe quoi hatta inanmazsan pseudo londra güncene bak! Şu yaşadığımız sendrom henüz varolmayan okuyucu kitlemizin (ne kitlesi yahu 3-5 kişi işte) yazdıklarımız hakkında ne düşüneceği konusunda fazla takıntılı oluşumuzla ya da sevgili Fransızca derslerinin bünyemize kattığı "her yazının bir planı olmalı, evet evet bir plan!" inancıyla ilgili (psikanaliz de yaptım!). Ama şöyle bir gerçek var: bu bizim blogumuz ve ne istersek yazabiliriz!! Böyle bir özgürlüğe sahip olmanın getirdiği bocalamayla ilk yazılarımızda saçmalamak doğal, ne de olsa yeni bir edebi akım falan başlatma amacı gütmüyoruz. O yüzden planlı yazılar, okuyanların yorumları için şimdilik erken. Neden kimsenin okumayacağı için bu kadar kasılıyoruz ki? Ama ben şu an niye böyle bir açıklama yapma gereği hissettim bilmiyorum. Öyle de bir ciddiyetle yaptım ki bu işi, sanki Dünyayı falan kurtaracağım. Gören de böyle bir açıklamayı yapmak için yeterli donanıma sahibim sanacak. Neyse, ukalalığın lüzumu yok işte. Aslında tek istediğim şey sana katıldığımı söylemekti, yanında biraz saçmaladım. Nasılsa sonra silerim! Anıları boşver. (kendini telkin çabaları...)
K.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder