26 Haziran 2007 Salı

Grönland'a değil de Dublin'e, Cork'a neyin var bir uçak elbet ve de ben gitmeye sadece can değil neyim varsa atıyorum!

Can sıkıntısı denen kavrama benzeyen zımbırtının ve de sosyal hayatın yürürlükte olup olmadığının bir göstergesi olsaydı eğer (ki bu simste social ve fun ibrelerine denk düşüyor olurdu hatta bu ikisinin kombosu olurdu) benim can sıkıntım ve asosyalliğim şu an sanırım (sanmam aslında, zira eminim) o göstergenin narin ve hassas yapılı cam tüpünü vahşice kırıp geçmek suretiyle şiddetli bir azim ve istikrarla cehennemin dibine doğru saatte 400 ila 500 km hızla yol alırdı. Nitekim canımın sıkılması değil artık öldürücü bir şekilde boğazlanması ve de kendimi kırmızı tv koltuğuma zincirlemeye odamı en ufak bir güneş ışıncığının bile girmesine izin vermemeye varacak derecede asosyallik olarak adlandırılmak için bile fazla ilerlemiş bir ruh ve sinir rahatsızlığına sahip olmam söz konusu.
Evet, evet ben ki her allahın günü aynı telefon görüşmesi başlangıcı ritüelini gerçekleştirdiğim sevgili yavrumun nefret ettiği "yaz gelsin, yaz gelsin, gezelim eğlenelim, kavunlu dondurma yiyelim" insanlarından biriyim, şu an yazın gelmiş olmasına binbir küfür saydırmakta, kendisine attırmakta ve ozon tabakasında Ayşe Teyze'nin çamaşır suyunun bile engelleyemeyeceği "Caaart" ses efektli bir delik açmış olan insanoğluna (e o halde tabiyki başta kendime) "İyi b.. yedin! Afferin! E vallahi bıravo!" gibisinden sarkazm dolu tebrik sözcükleri sıralamaktayım. Yani tabağa koyduğum dondurma ben daha yemeye başlamadan eriyik bir bulamaç halini aldı ve de karamlliyle çikolatalı artık birbirinden ayırt edilemez hale geldiyse, bu bir katliam değildir de nedir?
Sıcağın ruh sağlığıma tecavüz etmesi dışında aynı zamanda bu sıcakta dağın tepesinde bir başıma kalmaktan, sıkıntıdan yemek yapıp yapıp yemekten, basen bölgemdeki yağ kütlesini itinayla 5 katı hacmine çıkarmaya çalışmaktan, dışarı çıkıp bir iki değişik insan yüzü görmek istemekten (simsteki meet new people isimli aspiration öğesi), bütün gün gerçek anlamda HİÇ bir şey yapmamaktan o kadar fenalık geldi ki, yukarıdan social bunny ve adını bilmediğim tuhaf Einstein kılıklı psiko amca gelecek sandığım anlar oluyor.
Yani utanmasam, suyla sarhoş olan insan misali halüsinatif etki gösteren bişey yemeden halüsinasyon göreceğim. E ne demişler, "Deliye her gün bayram!". Hatta hiç utanmaz arlanmaz (bakınız: ar nedir, ne değildir? sorgulaması by T.) bir kişi olsam, şimdi şu an geçen gece rüyamda gördüğüm kamınvelt aksanlı sarışın İrlanda menşeli delikanlının yanına astral seyahat yapacağım.
Of yarabbi of! Dört gündür hatta daha da fazladır dışarı çıkmıyor olmanın ve de medeniyete dair tek ses bile duyamamanın (efendime söyleyeyim bir klakson sesi olsun, simitçi amca bağırışı olsun ne bileyim) götürdüğü akli dengem saçma sapan şeyler yazmama neden oluyor. Cem'in (a.k.a Cemşit) her Allah'ın günü Alaçatı'lardan arayıp bana nispet yapması, üstelik Yiğit'le de (a.k.a the dancer + surfer dude) konuşturarak ona da orada olsam çok eğleneceğimi söyletmesi gibi çileden çıkartıcı durumlar da cabası. Birazdan sevgili yavrumu arayıp yazımı okumasını talep edeceğim. Ben bu yarışı açık ara farkla kazandım kanımca ne de olsa T. kişisinin sims oynayaileceği bir bilgisayarı var, benimkisi ise şu an beyninin çatlamış olması nedeniyle servis dışı ve oynadığım yagane ve pek sevgili bilgisayar oyunu olan sims 2 seasons'a bile erişimim yok. Bunun için oturup ağlasam hatta ağlanacak halime gülsem yeridir. (Varolmayan okuyucu kitlesine kendimi ne olur acındırayım ama lütfen!)
K.
Sevgili yavruma not: Beni ciddiye alma sevgili, my dearest T. zira şu an i am high on being bored.
Okuyucuya not: sims adlı oyunun yaratıcılarından hiç bir komisyon almadım, valla.

Hiç yorum yok: